Rektörümüz Prof. Dr. Seyit Aydın Türk Ocaklarının 107'nci kuruluş yıl dönümünde Türk Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfınca verilen ‘Nevzat Kösoğlu Türk Dünyasına Hizmet Armağanı’na layık görüldü. Ödülü, Türk Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Orhan Kavuncu ve Türk Ocakları Şeref Genel Başkanı Nuri Gürgür takdim etti.

25 Mart 1912 tarihinde kurulan Türk Ocakları’nın 107. Yıldönümü Ankara’da Türk Tarih Kurumu Konferans Salonu’nda 23 Mart 2019 tarihinde yapılan toplantı ile kutlandı. Programda ayrıca “Türk’ün Sönmeyen Ocağı: Dünü, Bugünü, Yarını" paneli tertiplendi.

Programa çok sayıda akademisyen, talebeler ve Türk Ocakları mensupları iştirak etti. Tertiplenen panelde, Türk Ocaklarının tarihi ve önemi ele alındı.

Türk Ocakları Genel Başkanı Mehmet Öz, açılışta yaptığı konuşmada, toplantının Türkiye'nin ve dünyanın kritik süreçten geçtiği bir dönemde yapıldığını, Türk Ocaklarının da yine öyle bir dönemde kurulduğunu söyledi.

Öz, Türk Ocaklarının, Türk milletinin tarihte kurduğu en önemli devletlerden biri olan Osmanlı Devleti'nin çöküş dönemine kurulduğunu belirterek, "Türk milletine yeniden hayat hamlesi kazandırmak için kurulmuş kutlu bir ocaktır. O dönemde olduğu gibi Cumhuriyet'in kuruluşunda ve günümüzde de tek amacı vardır; Türk milletine hizmet ve Türk milletini yükseltmek. Davamız budur." diye konuştu.

Türk Tarih Kurumunun da Türk Ocakları bünyesinde bir heyet olarak kurulduğunu, Türk Ocaklarının 1931'de feshedilmesinden sonra "Türk Tarih Kurumu" olarak yoluna devam ettiğini belirten Mehmet Öz, "Bu ocağa hizmet etmiş herkesi ve ahirete intikal eden büyüklerimi rahmetle anıyorum." dedi.

Ödül takdim merasiminde konuşan Rektörümüz Prof. Dr. Seyit Aydın; “Muhterem Genel Başkanımız ve Şeref Başkanımız çok kıymetli büyüğümüz, değerli Türk Ocağı sevdalıları, Türk Dünyası sevdalıları, öncelikle bizi bu şerefe ulaştırdığınız için çok teşekkür ediyoruz. Sağ olun. Minnet duyuyoruz. Hepinizden Allah razı olsun diyoruz. Bu vesile ile başta büyüğümüz Nevzat Kösoğlu olmak üzere rahmeti rahmana kavuşan bütün Türk Ocağı âşıklarına da Allah’tan rahmet diliyoruz. Yaşayanlarına da hayırlı hizmetler ve uzun ömürler diliyoruz. Bu yolda hayatını kaybeden bütün şehitlerimizi de rahmetle anıyoruz. Türk Ocağı’nın kuruluşu da vatan kurtarma vesilesiyle başlamıştır.  

Öncelikle Kastamonu Üniversitesi hedef olarak ismini ‘Türkistan Üniversitesi’ yapma hedefindedir. Bu hedefimizi Yükseköğretim Kurulumuzda da dile getirdik. Kanuni hazırlıkları tamamlandıktan sonra da onun da olacağına inanıyoruz. Türk Dünyası daha da genişletirsek İslam Dünyası bizim ve hepimizin sevdası olmak mecburiyetindedir. Burada da hepimizin yaptığı işleri ibadet aşkıyla yapmadıkça bir yere varmamız mümkün değildir. Bizim temel düşüncemiz ve anlayışımıza göre her şekilde her hizmeti ibadet aşkıyla yapmak icap ediyor. Bunu her zaman şunu tekrarlıyoruz; Kazakistan’ımıza, Kırgızistan’ımıza, Özbekistan’ımıza, Türkmenistan’ımıza, Azerbaycan’ımıza, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’mize, Gökoğuz Eline yani Gagavuz Yeri’ne, Başkurdistan’ımıza, Tataristan’a, Balkan Türklerine, Çuvaşistan’a, Altay Türkeri’ne, Çeçenistan’a, Doğu Türkistan’a, Kerkük’e, Türkmen Dağı’na hâsılı bütün Türk Dünyasına selam olsun, bütün İslam Âlemine selam olsun diyerek konuşmalarımıza başlıyoruz. Biz yönümüzü doğuya dönenlerdeniz. Bizim yönümüz Doğuya, Türkistan coğrafyasına ve kardeşlerimize dönük oldu ve gelecekte da inşallah böyle olacaktır. Geçmişte gözyaşımız hep Türk Dünyası için aktı, gönlümüz hep onları istedi ve hala da istemektedir. Yüreğimizde onlar için çarptı, bugün ve gelecekte de onlar için çarpacaktır. Bizler onlar için varız, soydaşlarımız, dildaşlarımız için yaşıyoruz. Allah’a şükür ki bugün Türkistan’ın batı kısmı ve Kafkas Türklerinin bir kısmı istiklalin kavuşmuştur. İstiklallerine kavuştuktan sonra da çeyrek yüzyılı aşan bir zamanı geçirdik. İşte 27 sene bitti. Bu manada seviniyoruz.

Üniversitemizin Rektörlük girişlerinde ve salonlarımızda 32 tane Türk Devletinin bayrağı asılıdır. İnşallah yakın bir gelecekte Birleşmiş Milletlerde 32 Türk Devleti ile temsil edilmeyi ümit ediyoruz, olması için dua ediyoruz. Çeyrek yüzyılı geçtik ama yüzyılların planlamasını ne kadar yapabildik? Türk Dünyası anca beraberce yücelip yükselebilir. İnşallah beraberce yücelip yükselecektir. Buna da planlama icap etmektedir. Çünkü gelişmiş ve kudretli bir Türk Dünyası, gelişmiş ve huzurlu bir İslam Dünyasına da öncülük edecektir. Kudretli bir Türk Dünyasının varlığıyla Suriye’de, Keşmir’de, Myanmar’da, Mısır’da, Yeni Zelanda’da, Müslümanlar katledilemeyecektir. Gelişmiş, birlik içinde bir Türk Dünyasının varlığı aynı zamanda huzurlu bir Dünya demek olacaktır. Geçmişte Türk hâkimiyetinin olduğu dönemlerde 15. ve 16. asırlarda biliyoruz ki Dünya en huzurlu Dünya’ydı. Bütün beraberliklerinde ilk önce kardeşlerin arasında başlaması icap ediyor. Milliyet bir suç değildir. Kardeşler arasında birliğin, bütünlüğün ve beraberliğin başlaması da gayet normaldir. Bizde öyle arzuluyoruz. Kardeşler arasında beraberlik yaygınlaşması daha kolay bir beraberlik olur. Öncelikle Türk Dünyası ile kuvvetlerimizi birleştirmek mecburiyetindeyiz. Planlarımızı beraber yapmak mecburiyetindeyiz. Parça parça düşünmemize sebep olan mâniaları da kaldırmak icap ediyor. Türk Dünyasında bizim en çok karşılaştığımız şey; ne Amerika’sı, ne Kore’si, ne Çin’i, ne Rus’u orada bizim kadar para harcamadan bizden daha tesirli işler yapabiliyor. Çünkü her şey oralarda tek elden organize ediliyor. Dolayısı ile orada müşahhas planlamaları beraberce geliştirmemiz lazımdır. Hatta geç kalınmıştır. Daha fazla da geç kalmamak mecburiyetindeyiz.

Üniversitelerinde yapabilecekleri ve yapabildikleri oluyor. Yapamadıkları da oluyor ama artık bu mevzuları devlet politikası olarak almak icap ediyor. Tabiki devletimizin bir politikası var ama bunu çok tesirli hale getirmek gerekiyor. Geçmişte bizim hatalarımız var. Askar Akaev’e ben şunu söyledim; ‘90lı yıllarda çok büyük hatalar yaptık.’ dedim. Kendisi de ‘Bizde çok büyük hatalar yaptık. Ayrı bir devlet olmaya lüzum yoktu. Hepimiz bir devlet olabilirdik. Bugün bunu söyleyebiliyorum.’ dedi. Bizde kendi hatalarımızı görmek mecburiyetindeyiz. Çok basit hatalarla biz zaman kaybettik. Bir defa 27 senedir kardeşlik türkülerinin ötesine geçemeyen bir birlikteliğimiz var. Kardeşlik türkülerinin de daha ötesi var. 90lı yıllarda kapılarımız açılınca biz hazırlıksız yakalandık. Kimse o çağın daralacağını düşünemiyordu. Hayalci görüyordu. Belki de akli dengesi bozuk görüyordu. Ama Rahmetli Aydın Taneri 10 seneye kalmaz 7-8 tane Türk Devleti olur demişti. Dediği tarihlerde de oldu. Kendisini de rahmetle anıyoruz.

Devlet olarak hazırlıksızdık, zihniyet olarak hazırlıksızdık. Millet olarak da hazırlıksız oluyorsunuz. Kapılarımız açıldıktan sonra gönderdiğimiz resmi vazifeliler en başta çok mühim bir vasıf olan millilik vasfı ağırmadı. Serbest olarak gidenlerden de ne kadar Türkiye’de ne kadar hırsız, uğursuz, namussuz, dolandırıcı, sahtekâr varsa oralara gitti. İnsanüstü görmek istediklerinin orada insan olmadıklarını gördü bu insanlarımız. Durum böyle olunca bizim için hüsran kaçınılmaz oldu. Ayrıca Devletimiz hazırlıksız olduğu için çok hatalı bir şekilde, maalesef her platformda birçok şey FETÖ’ye emanet edildi. Bugün gördüğümüz vahim şeyleri de yaşıyoruz. Bugün hala biz FETÖ ile mücadele edin dediğimiz ülkeler çekiniyorlar. Çünkü FETÖ oralarda fazlasıyla kuvvetli hale gelmiş. 70 sene komünizmin eziyeti altında ezilmiş yerine göre de 150-200 sene esir kalmış toplulukları hiçbir halükarda suçlama hakkımız olamaz. O insanların aileyi, geleneklerini korumuş olması, millet vasfını korumuş olması bize fazlasıyla yeterde artar bile zaten. Buradan o ülkelere giden insanlarında çok işgüzar hareketleri olanlar da oldu. Mesela Kırgızistan’a, Kazakistan’a giden insanlarımız orada Kök Türkleri arıyor. Oradakiler de diyor ki biz demek ki Türk değiliz anlamına getiriyor. Sonuçta hepimiz Türk’üz. Son zamanlarda şiddetli bir şekilde artan Kore’nin ve Çin’in propagandaları var. Onlara orada diyorlar ki; ‘Siz Türk değilsiniz. Türkler sizi asimile ettiler. Dillerini öğrettiler, dinlerine geçirdiler. Siz bizimle aynı ırktansınız.’ diyorlar. Biz böyle bir vaziyette çok küçük ayrıntıları ararsak o zaman kaybetmemiz mukadder oluyor. Türkiye olarak mali kaynaklarımızı esirgemedik. Romanya Köstence’den, Orta Asya Türklerine de mali kaynak sağladık ama takip etmedik ve insan kalitesi faktörünü de dikkate almadık. Siyasi olarak da hatalarımız var. Ticari olarak, sınai olarak da aktif olamadık. Özel sektörümüz inşaat yapmakla sınırlı kaldı. Yer altı kaynaklarını da İngiltere, Kanada, Çin, Amerika gibi memleketler kullanıyor. Askar Akaev’le konuştuğumuz Kanada’ya niye verdiğini sordum Akaev’in verdiği cevap ‘O gün için ekonomik sıkıntımız çoktu. Bir şeylerden başlamak icap oldu başka da talip çıkmadı.’ oldu. Aynı dönemde Haydar Aliyev’inde petroller için böyle bir çağrısı olmuştu. Ancak bizde öyle bir cesaret olmamış. Rusya kaynaklardan istediği payı her zaman alıyor. Bizde kardeşlik türküleri ile inşaat yaparak, hizmet sektörüne yatırım yaparak orada faaliyetlerimizi sürdürmeye çalışıyoruz. Şuana kadar kurulan üniversitelerden iyi çalışanlar ve çalışmayanlar var.  Zamana, zemine göre bizde maalesef her şey insana göre. Oraya yolladığın insanın zihniyeti, aktivitesi, kabiliyeti sizin orada ki başarınızla idareci olarak muvaffakı olabiliyor. Bunlar 27 senede yaşanan tecrübeler. 90lı yıllarda yaşananlarla biz zaten birçok şeyi kaybetmişiz. Daha doğrusu saygınlığımızı kaybetmişiz. Ona rağmen şu anda gidip görüyoruz. Çinli, Amerikalı, Koreli gidip 200 tane şey söylese onlarınkinde ziyade bizim söylediğimiz tek şey yine geçerli oluyor. Biz kardeşiz asıl olan bizim düzgün gitmemizdir. Bizim orada yaşadığımız kötü hadiseleri Rus televizyonları çok güzel bir şekilde işliyorlar. Havaalanında olan menfi bir hareketi bile işliyorlar.

Bugün bizim orada neler yapmamız icap eder? Öncelikle; insan kalitesi ve teçhizatı çok önemli bugün Ulu Türkistan’a, Balkanlara, Avrupa’ya hatta Afrika’ya, Yakın ve Uzak Asya’ya Türk olsun, Müslüman olsun her ne maksatla olursa olsun gitmelerine izin vermeden evvel inceleme yapmak icap ediyor. Adli siciline, ticari siciline, ahlaki siciline bakmanız icap ediyor. Hatta düşünce olarak millilik vasfı var mı ona da bakmak icap ediyor. İnsanların kontrolden geçmeden gönderilmesi bize zarar veriyor. Aynı problemi İslam Ülkelerinde de yaşıyoruz. İyi yetişmiş, kaliteli insanlarla oralara gitmek mecburiyetindeyiz. Yer altı kaynaklarını kullanabilen sektörlerimizin oralara gitmeleri icap ediyor. Sanayi, proje ve tesislerini kurmak ve onlara öncülük etmek mecburiyetindeyiz. Tarla, hayvancılık, bahçe hatta balıkçılık gibi zirai sektörlerinde bunların sanayi tesislerini kurma hususunda da üretmeyi ve ürettirmeyi güzel projelerle devamlı surette teşvik etmek icap ediyor. Eğitim, dini ve kültür politikalarımız maalesef sadece lafta kalıyor. Türkiye’de eğitim verilen Türkçe müfredatı Osmanlı dönemi Türkçesi edebiyatını ele alıyor. Diğer Türk Dünyasında ki devletlerimizde kendi coğrafyasında ki dil ve müfredatları ile sınırlı olması kendi alanları ile sınırlı olmasına sebep oluyor. Bütün Türk Dünyası dil, lehçe ve edebiyatı ele alan bir ortak müfredat hazırlayıp maarif bakanlıklarımızın hayata geçirmesi icap ediyor. Divan-ı Lügat-ı Türk’ü 2012 yılında Kırgız Bilimler Akademisi ile birlikte Kırgızistan Türkçesi ile ve Kiril Alfabesi ile ilk baskısını yaptık. Yine Abay Kubanbay’ın Kara Söz adlı eserini, Cengiz Aytmatov’un Cemile’sini, Ali Şir Nevai’nin Muhâkemetü'l-Lügateyn’inini, Mahtumkulu’nun Divanını, Hüseyin Cavit’in şiirlerini bütün Türk Dünyası öğrenmek mecburiyetindedir. Ancak böyle bütünleşiriz, birleşiriz. Bunu yaparken mahalli aruz ve şiveleri korumamız gerekiyor. Lehçe ve aruzları hepimiz öğrenelim diyoruz. Gökoğuzlar bugün Hristiyan olmalarına rağmen dilleri ile ayaktalar.  Bizde okutulan tarih Göktürk, Karahanlı, Gazneli’yi teğet geçiyor. Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti tarihi ile Oğuz Boyunun bir kısmı ile sınırlı. Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Azerbaycan’da da kendi bulunduğu coğrafya ile sınırlı olup Rusların öğrettikleri ile de sınırlı. Bütün olarak tarihimizi ele alıp o şekilde hazırlayıp, müfredata koymamız ve hayata geçirmemiz elzemdir. Bunun hemen çalışılmaya başlanılması lazım. Fatih Sultan Mehmet’i, Alp Arslan Gazi’yi, Kılıç Arslan’ı, Sultan Baybars’ı, Abilay Han’ı, Manas’ı, Köroğlu’nu, Cevat Han’ı, Emir Timur’u, Gaspıralı İsmail’i, Çelebi Han’ı bütün Türk Dünyasının bilmesi icap ediyor. Tarihimiz sadece kronoloji ile olmamalıdır. Ergenekon’dan çıkışımızın 4556. Yıldönümü olan tarihimizden önceki tarihi, siyasi, içtimaı, iktisadi ve eğitim tarihi bunların hepsi maarif tarafından ele alınmalıdır. Coğrafyada da yine Adriyatik’ten Çin Seddi’ne coğrafyamızı iyi tanımak mecburiyetindeyiz. Din olarak da ne diyanetimiz ne de biz istenilen neticeyi alamadık. İslam’ın doğru bilinmesi ve yaşanmasında en başta diyanetimiz ve ilgili ilahiyat fakültelerimiz olmak üzere rehberlik edecek kuruluşlara ihtiyacımız var. Ahmed Yesevi’yi, İmam Buhari’nin, İmam Serasi’nin yaşadığı İslam bütün Türk Dünyasının yaşaması gereken İslam’dır. Bu İslam Türkler Müslüman olduğundan bugüne kadar tasavvufi İslam anlayışını benimsemiştir, gelecekte de öyle olmak mecburiyetindedir. Türklerinde yapısına uygundur. Çünkü bizim milletimizde samimiyet ve ihlas çok önemlidir. Din adı altında teşkil edilen şey tasavvufun olduğu yerde olmaz. Türklerin yaşadığı İslam Tasavvufi İslam Resulullah’ın yaşadığı, Hz. Ebubekir’in, Hz. Ali’nin, Mevlana’nın, Hacı Bektaş Veli’nin, Hacı Bayram Veli’nin, Şeyh Şa’ban-ı Veli’nin yaşadığı İslam’dır. Bu hususta mesela Azerbaycan’ı küstüremezsiniz. Azerbaycan’a nasıl gideceğinizi bileceksiniz. %70’i Şii olan bir devlete ayırıcı bir vasıf götüremezsiniz. Azerbaycan’da da böyle bir tasavvuf akımı vardır. Alfabe konusunda da Azerbaycan geçti. Kazakistan geçmek üzere diğer cumhuriyetlerde inşallah yakın zamanda geçerler. Kendi alfabemizde bizim de karşılayamadığımız şeyler tabiki var. Bizde bu konuda daha esnek davranabiliriz. İçitmai, hadsi veya siyasi her şekilde beraber geliştirmemiz icap ediyor. Mesela Gökoğuzlar’ın muhtariyet olması rahmetli Demirel’in sayesinde oldu. Elbette yaptığımız şeyler oldu ancak bizim artık bütünleşmeye ihtiyacımız var. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde milletlerarası sempozyumu KKTC’nin tanınması için yaptık. 45 tane tebliğleri ile katılacak akademisyenlerin 6 tanesini Rumlar tehdit ettikleri için gelememişti. Gerisi tehdide rağmen geldi. Derviş Eroğlu o zaman cumhurbaşkanıydı. Meclis başkanımız o gün programımıza gelmişti. Cumhurbaşkanımızı da ziyaret etmiştik. Kendisi çok memnun kaldı. Kırgızistan’da bir parazit çalışması yaptık. Kırgızistan’da ki at, keçi, koyun, sığır hayvanın türünün de hastalıklar yönünden, parazitler yönünden tamamen temiz olduğunu gördük. Kastamonu’ya Kırgızistan Tarım Bakanı gelecek raporu da kendisine sunacağız. Çalışmamız 4 sene sürdü. Çok hassas bir çalışma, tamamen organik ve hastalıklardan arınmış bir mamul. 94 senesinde ki Bakanlar Kurulu kararı bunların Ülkemize gelmesine mani oluyor.

Bu projeleri araştırma projeleri olarak yürütüyoruz. Kazakistan’da bir projemiz başladı. Bir AB projemizde şimdi başlayacak. Diğerleri Azerbaycan, Endonezya, Malezya, Fas, Pakistan, Filipinlerde ki olan Müslümanlar ile olan projelerimizde devam ediyor. Kırgızistan’da ki projelerimiz devam ediyor. Özbekistan’la da inşallah önce kültür projeleri ile başladık inşallah yakın zamanda hayata geçecek. Şu anda Kırgızistan Oş’ta Oş Devlet Üniversitesi ile Kastamonu Üniversitesi’nin müşterek olarak kurduğu Ortak Kırgız-Türk Fakültesi var.  İnşallah Talas’ta ve Narın’da da beraber fakülte kurma çalışmamız var. Muhtemelen Taşkent’te de olacak. Bunları niye diyoruz? Çünkü Singapur Özbekistan’da 2. Üniversitesini kuruyor. Biz geç kalıyoruz. Amerika’nın Bişkek’te, Almatı’da üniversiteleri var. Bu manada geç kalmamamız icap ediyor. Her şekilde biz mesulüz. Biz Türk Milletiyiz. Türkiye’de İslam Âleminin tabii lideridir. Mesela Tacikistan Çin’den borç para alıyor. Borcunu ödeyemediği için Çin Tacikistan’dan toprak alıyor. Tacikistan’da bizi alakadar ediyor. Aynı şey bugün Kırgızistan’da işliyor. Pakistan’da 120 yıllığına limanların kullanım hakkını bedavaya aldı. Bunlar bizi alakadar eden ülkelerdir. Pakistan’daki, Hindistan’daki Müslümanda, Doğu Türkistan’da ki Müslümanda, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri de eder. Pakistan’a Afganistan’a gittiğinizde bizi siz kurtarırsınız sözünü duyuyorsunuz. Sudan’da Cumhurbaşkanı Yardımcısı, Yükseköğretim Bilim Bakanı ve Dış İşleri Bakanından ayrı ayrı zamanlarda ‘Biz Türkiye’nin liderliğini kabul ediyoruz ve liderleri yapmak istiyoruz.’ dediklerini bizzat duyduk. Biz onlara alakasız kalamayız. Bugün için bunları dikkate almak mecburiyetindeyiz. Soyu bir, atası bir, dili bir tarihi bir, kültürü bir aziz milletin mensupları olarak her ferdi bir milletin evlatları olarak, her zaman ortak ve aydınlık geleceği onlarla inşa etmek yolunda koşmaya mecburuz. İnşallah böyle koşacağız.

Türk Ocaklarımıza tekrar teşekkür ediyoruz. Nevzat Kösoğlu adını duymak beni bir heyecanlandırdı. Meslek duayenimiz Orhan Düzgüneş hocamızın adını duyduk. 2018 yılında bize Kırgızistan Milli Meclisi Parlamentosu’nda ‘Üstün Hizmet Devlet Mükâfatı’ vermişti. O zamanda yine Arabayev Üniversitesi, daha önce Issık Göl Üniversitesi vermişti. Azerbaycan’da Odlar Yurdu Üniversitesi de ‘Fahri Profesörlük’ unvanı verdi. Bütün bu unvanlar sadece bizim adımıza değil bütün Üniversite adına ve çalışma arkadaşlarımız adına bu işi yapmaya çalışıyoruz. Üniversite olarak da hedefimiz; Türkistan Üniversitesi ismini almaktır. Hepinize saygılar sunuyorum.“ dedi.

Son Haberler