Üniversitemiz Türk Dünyası Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından Hocalı Katliamının 27. yıl dönümü vesilesi ile Üniversitemiz Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Namıq Musali’nın konuşmacı olduğu “Hocalı Katliamı ve Karadağ Meselesi” adlı konferans Bilgehan Bilgili Merkez Kütüphanesi Konferans Salonu’nda yapıldı.

Konferansa akademik ve idari personelimiz ile talebelerimiz iştirak etti. Açılış konuşmaları öncesinde Hocalı Katliamı ile alakalı belgesel yayınlandı.

Konferansın açılış konuşmasını yapan Türk Dünyası Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Orhan Kavuncu; “Bu olaylardan sonra Avrupa Güvenlik İşbirliği Teşkilatı tarafından Minsk grubu adında bölgeyle Ermenistan ile Karabağ ve Azerbaycan arasında uzaktan yakından ilgisi olmayan devletler taraf kurulu olarak Minsk grubuna alındılar. Daha sonra Türkiye’de bu gruba alındı. Minsk grubu Fransa, Amerika ve Rusya Dış İşleri Bakanlarından oluşan bir müştehiye teşkil etti. Bu Troyka dediğimiz üçlü grup Minsk grubu tarafından görevlendirildi. Bu grubun çabaları bugüne kadar hala sonuç vermedi. Hocalı’dan sonraki aylarda Azerbaycan’ın neredeyse %20’den fazlası Ermenistan işgal etmiştir. Bu işgal hala devam ediyor. 2007 yılında Madrid’de bu 3 dış işleri bakanı toplandı. Madrid kriterleri altında bir çözüm paketi geliştirdiler. Paket Ermenistan’ın lehine idi. Taraflar bunu kabul ettiler. Ermenistan kabul ettiği bu ilkelere göre taaddüt edilmiş olan bu işlerin hiç birini yapmış değildir ve şu manzaralara sahip olunan gazetecilerin yazdıkları yazıları bunlara Dünya sessiz kalmakta devam ediyor. 1995’in 11. Ayında Srebrenitsa’da bu defa Sırpların Boşnak kardeşlerimize uyguladığı bir katliam ile karşı karşıya geldik. BM bugün Srebrenitsa Katliamını soykırım olarak ilan etti. Sorumlularını suçlu ilan etti. Biz Hocalı Katliamı içinde benzer bir Birleşmiş Milletler kararını bekliyoruz. Bu Ermenistan ile Azerbaycan arasında taraf olmak anlamına gelmez. Hocalıyı soykırımını kabul ederek Ermenistan’ın tarafını tutmuş olmazsınız sadece insanlığın tarafını tutmuş olursunuz ve insanlık sadece bu kadar. Arkadaşlarımız hala gülemiyorlar. İnsanlığın 20. asırın sonlarında 21. Yüzyılın başlarında şahit olduğu yüz karasıdır. Buna kim dur diyecek, bu gidişatı kim değiştirecek? Dünyanın çeşitli yerlerinde Ermeni Diasporası adı altında nesillerini devam ettirip bugünlere geldilerse bunu bize borçlular bizim sayemizde Ermenistan diye bir etnik grup var. Bu Türk Kültürünün insani muhtevasını gösteriyor. Bizden farklı etnik grupları, bizden farklı inanç gruplarını, hâkim olduğumuz toprakları bize emanet kabul ettik. Bugün Hindistan’dan, Balkanlardan, Kuzey Afrika’ya kadar bazılarında 500 sene hâkimiyetimiz oldu. Bazılarında 300 sene hâkimiyetimiz oldu. Buralardan bizden farklı ne bulduysak bugün var. Başka kültürlerin neler yaptıklarını gittikleri yerlerde neler yaptıklarına tarih şahittir. Bugün Amerika’da yerli namına ne kaldı. Bugün 21. Asırın ilk çeyreğinin sonlarına geliyoruz. Dünya’nın küresel bir adalete ihtiyacı var. Nimetler ile külfetlerin ülkeler arasında adilce paylaştığı, külfetlerin altında ezilenlerin nimetlerin arasında büyük bir kısmını toplayan ülkelerin olmadığı herkesin nimetlerden de külfetlerden de adil şekilde payını alabildiği bir Dünya’ya ihtiyaç var. Küresel adaleti sağlayacak kültürünün zihni muhtevasında kültürünün, zihni gen kodlarında bu kültürün sahibi topluluklar bunu gerçekleştirebilir. Tarih buna şahitlik ediyor. Yeryüzünde küresel adaleti yerleştirebilecek yegâne zihni muhteva Türklerin zihni muhtevasıdır. Türklerin bir araya gelmesi ve yeryüzünde bir güç olması gerekiyor. Allah’ın adaletini, Allah’ın barışını, Allah’ın selamını yeryüzünde hâkim kılmak sizin vazifenizdir. Bunu gerçekleştirmek için bir güç olacaksınız. Birlik olacaksınız. Kazak, Kırgız, Azerbaycan Türkü, Türkmen, Özbek hepiniz bir araya geleceksiniz. Birbirinizi Allah için seveceksiniz. Birbirinizi insanlık için seveceksiniz. Birbirinizi Türklüğünüz için seveceksiniz. Birbirinizi aynı dinin ümmeti olarak seveceksiniz. Birlik olacaksınız bunun içinde çok çalışacaksınız. Hocalı katliamının hesabını elbette soracağız. Sadece Hocalı’nın da değil Srebrenista’nın da, Doğu Türkistan’ın da, Dünya’da ne kadar mazlum varsa onlarında hesabını soracağız. “ dedi.

Açılış konuşmasının ardından konferansa konuşmacı olarak katılan Üniversitemiz Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Namıq Musali; “Ermenilerin toplu halde İrevan (Erivan) ve Karabağ başta olmak üzere tarihî Azerbaycan topraklarına yerleştirilmesi, XIX. yüzyılda Rus işgali sonucunda vuku bulmuştur. Dönemin Rusça belgeleri ve A. S. Griboyedov, S. N. Glinka vd. gibi Rus memurlarının kayıtları bu bilgiyi teyit etmektedir. Ayrıca, Rus işgali öncesinde gerek İrevan ve gerekse de Karabağ, Azerbaycan toprağı olarak bilinmekteydi. Bu husus, Rus ordusun albayı Stepan Burnaşev tarafından Azerbaycan’ın vilayetlerine dair 1786 yılında Tiflis’te yazılmış olan kaynak bir eserde açıkça görülmektedir. Rus subay, İrevan ile Karabağ’ı Azerbaycan’ın vilayetleri olarak zikretmektedir.

Bölgenin işgalinden kısa bir süre sonra, Rusya Devleti tarafından yapılmış olan nüfus sayımına göre Karabağ ve İrevan vilayetlerinin ahalisinin büyük çoğunluğu Müslümanlar Türklerden (Azerbaycan Türklerinden) oluşmaktaydı ve Ermeniler her iki vilayette azınlık durumundaydılar. Yeni işgal ettiği topraklarda yoğun bir Müslüman Türk nüfusunun olması ve bölgenin Osmanlı Devleti sınırlarında bulunması, Rusya yönetimini rahatsız ediyordu. Bu nedenle 1828 yılından itibaren Rusya, işgal altında tuttuğu Azerbaycan topraklarıyla Türkiye arasında tampon bölge oluşturmak için faaliyetlere girişerek, İrevan ve Karabağ vilayetlerine Ermenileri yerleştirmeye başladı. Rusya’nın buradaki esas amacı, her vasıtayı kullanarak bölgeyi Müslümanlardan arındırmak ve buna karşılık Ermenilerin buraya yerleşmesini sağlamaktı. Bu politikalar sonucunda söz konusu vilayetlerin demografik ve etnik yapısı ciddi bir değişime uğratılmıştır. Şöyle ki Rus devlet görevlilerinden N. N. Şavrov 1911 yılında yaptığı istatistik bir çalışma sonucunda, Güney Kafkasya’daki 1,3 milyon kişilik Ermeni nüfusun 1 milyondan fazlasının buranın yerli ahalisinden olmadığını ve Rus yönetimi tarafından Türkiye ve İran’dan Kafkasya’ya göç ettirilmiş olduğunu itiraf etmiştir.

Bölgenin demografisini bozmaya yönelik politikasının yanı sıra Rusya, bu politikasını kurumsallaştırma ve yeni kavramlar üretme yoluna da gitmiştir. 21 Mart 1828 tarihinde Çar II. Nikolay’ın fermanıyla eski İrevan Hanlığının yerinde “Ermeni vilayeti” tesis edilmiştir. Oysaki bu zaman vilayet ahalisinin dörtte üçü Müslüman Türklerden oluşmaktaydı. Çarlık yönetimi her açıdan Ermenileri desteklemiş ve Azerbaycan Türklerine karşı baskı politikası uygulamıştır. Sovyet rejimi de Çarlık yönetiminin bu politikalarını sürdürmüş, 1918-1920 yıllarında Azerbaycan Halk Cumhuriyeti sınırlarını içinde bulunan ve Azerbaycan Türklerinin çoğunlukta olduğu Göyçe ve Zengezur bölgelerini Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne vermiştir. Sovyetler bununla da yetinmeyerek, 1923 yılında Azerbaycan sınırları içinde Dağlık Karabağ Özerk Vilayeti’ni kurmuştur.

1905-1906, 1918-1920, 1948-1953 ve 1988-1990 yıllarında Ermeniler Rusya’nın desteğiyle eski İrevan Hanlığı topraklarındaki Müslümanları katliama maruz koymuş ve zorla tehcir etmişlerdir. 1988 yılından itibaren Ermeniler silahlı çeteler oluşturarak Dağlık Karabağ’da ve etrafındaki bölgelerde Azerbaycan halkına saldırmış, Rusya’nın aktef desteği ve Rus ordusunun da doğrudan katılımıyla buradaki Azerbaycan topraklarını işgal etmişlerdir. Ermeni rejimi gerek Ermenistan Cumhuriyeti içinde, gerekse de Karabağ’ın işgal edilmiş bölgelerinde Azerbaycan halkına karşı soykırım politikası yürütmüştür. Bu politikanın en korkunç örneği Dağlık Karabağ’daki Hocalı kentinde uygulanmıştır.

Hunharca gerçekleştirilmiş olan bu cinayetin kısa kronolojisini şöyle sıralayabiliriz:

30 Ekim 1991 tarihinde Hocalı tam olarak Ermeni güçleri tarafından kuşatılmıştır.

2 Ocak 1992 – Hocalı’nın elektrik verilmesi son bulmuştur.

28 Ocak 1992 – Hocalı’ya son helikopter uçuşu gerçekleşmiştir.

25 Şubat 1992, saat 23.00 – Hocalı’ya saldırı başlamıştır.

26 Şubat 1992, saat 01.00 – Düşman şehire girmiştir.

26 Şubat 1992, saat 07.00 – Şehirde direniş sona ermiştir.

Ermeni güçlerinin yanı sıra Rus ordusunun 366 sayılı alayı kendisinin 1210 askeri, 9 tankı, 74 zırhlı savaş aracı, 4 füze sistemi, 8 ağır topu, 57 havan topu vs. ile bu soykırım operasyonuna doğrudan katılmış ve onu gerçekleştirmiştir.

613 insanımız (63’ü çocuk, 106’sı kadın ve 70’i yaşlı olmak üzere) şehit olmuştur. 8 aile tamamen katledilmiştir. 487 insanımız (76’sı çocuk olmak üzere) sakat kalmıştır. 1275 kişi esir alınmıştır. 150 kişiden halen haber alınamamıştır. 25 çocuk hem babasını hem annesini kaybetmiştir.

Azerbaycan Cumhuriyeti uluslararası düzeyde yürüttüğü faaliyetlerle bu olayın dünya kamuoyu tarafından soykırım cinayeti olarak tanınması yolunda çalışmaktadır. Tarihimizde yaşanmış böylesine acı olaylar, Türk devletleri ve toplulukları arasında tarihin derin katlarına kadar uzanan ortak miras üzerinde bina edilen işbirliği ve dayanışmanın daha da pekiştirilmesi ve geliştirilmesinin gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır.” diyerek konuşmasını tamamladı.

Son Haberler