Üniversitemiz ve Kastamonu Belediyesi tarafından müşterek tertip edilen 6. Uluslararası Şeyh Şa’ban-ı Veli Sempozyumunun değerlendirme oturumu 24 Kasım 2018 tarihinde Bilgehan Bilgili Konferans Salonunda yapıldı.

Değerlendirme Oturumu Başkanlığını Rektörümüz Prof. Dr. Seyit Aydın’ın yaptığı oturumda, Prof. Dr. Hacı Ömer Özden, Prof. Dr. Metin Yasa, Prof. Dr. Bekir Şişman, Prof. Dr. Ahmet Yıldırım, Prof. Dr. Fethi Kerim Kazanç ve Prof. Dr. Mehmet Necmettin Bardakçı sempozyuma dair değerlendirmelerde bulundu.

Sempozyumun tertiplenmesinde emeği geçen Rektörümüz Prof. Dr. Seyit Aydın, İlahiyat Fakültemizin Dekanı Prof. Dr. Mehmet Atalan ve emeği geçenlere teşekkür ederek sözlerine başlayan Prof. Dr. Metin Yasa; “Divan-ı Hikmet dediğimizde bizim aklımıza ve genel olarak da bu böyledir; dini, tasavvufi şiirler akla gelir ve Divan-ı Hikmetin içerisine girildiğinde Hoca Ahmed Yesevi’nin bazı kavramlara özel vurgu yaptığı görülür. Bu kavramlar; iman kavramıdır, irfan kavramıdır, akıl kavramıdır ve bir de aşk kavramıdır. Ahmed Yesevi ile ilgili düzenlenen sempozyumlara bakıldığında bu kavramların öne çıktığı görülüyor. Birinci nokta şudur; dini ifadesi kullanılıyor. Dini dediğimizde de bunu tebliğlerde görebiliyoruz. İslam’ın temel niteliklerinin anlatıldığı görülüyor. Şimdi İslam’ın temel nitelikleri anlatılırken de konuşmamın başında dile getirdiğim iman, irfan, akıl, aşk kavramlarında özellikle iman merkezli betimleyici bilgilerin öne çıktığını görüyoruz. Yesevi ile ilgili sempozyumlara baktığınızda bunu görebilirsiniz. İkinci husus; tasavvufi şiirleri diyoruz. Tasavvufi şiirler söz konusu edildiğinde ise tasavvufta takınılması gereken tutumlar öne çıkıyor. İslam'ın temel nitelikleri söz konusu edildiğinde iman merkezli betimleyici bilgiler ortaya konulurken tasavvufta takılan tavırlar dikkate alındığında da irfan merkezli açıklayıcı bilgilerin öne çıktığı görülüyor. Dini ve tasavvufi şiirler ortaya konulurken, temalar işlenilirken iman merkezli betimleyici bilgiler ile irfan merkezli açıklayıcı bilgilerde bir sorun görmedim. Tebliğlere baktığımızda hikmet-felsefe ilişkisinden hareketle Divan-ı Hikmet’in felsefi boyutta okunmaya çalışıldığı görülüyor. Dini dediğimizden İslam'ın temel nitelikleri, tasavvufi dediğimizde tasavvufta takınılması gereken tutumlar, felsefi dediğimizde ise varlığa ilişkin anlamı test etme anlamı çıkıyor. Varlığa ilişkin anlamı test ediyor dediğimizde konuşmanın başında dediğim dört kavramdan üçüncüsü akıl merkezli, çözümleyici bilgilerin öne çıktığı görülüyor. İşte ben buraya kısmen sorunlu diyorum. Henüz felsefi açıdan Divan-ı Hikmeti anlamanın başındayız. Dini ve tasavvufi anlamda Divan-ı Hikmet’i anlamaya yönelik epey yol kat edilmiş. Bir de diğer disiplinler var eksik olan kısım örnek verecek olursak din eğitimi, din sosyolojisi, din felsefesi, din psikolojisi yok. Acaba Divan-ı Hikmet bu açılardan neden tartışılamaz, neden tartışılmasın. Dini merkezli şiirler iman olarak ele alınsın, tasavvufi şiirler irfan merkezli ele alınsın, felsefi şiirler akıl merkezli olarak ele alınsın ama sözünü ettiğim diğer disiplinler ise aşk merkezli olarak ele alınsın. Bugün buna çok ama çok büyük ihtiyaç vardır. Ben buna sorunlu diyorum. Bugün Divan-ı Hikmet’e yönelik yeni çalışmalar yapılırken bir defa kavramsal çözümlemeye önem verilmelidir. Kavramsal çözümlemeye önem verilirse bizler buradan temel kavramlar ortaya çıkarabiliriz. Bir diğer önereceğim noktada; günümüze taşınması gerekiyor. Divan-ı Hikmet’in de dolduracağı bir boşluk olması gerekiyor. Üçüncüsü ise Divan-ı Hikmet’in anlaşılması için yeni stratejilerin belirlenmesi gerekiyor. Divan-ı Hikmet okumaktan çok anlam üzerine bakmaktır. Divan-ı Hikmet’i anlarsak evrenselin keşfine doğru gidebiliriz. Sorunlu dediğim noktanın açılabilmesi için kesinlikle disiplinler arası koordineli bir biçimde Divan-ı Hikmet’in çözümlemesi gerekiyor.” dedi.

Sempozyumun tertiplenmesinde emeği geçenlere teşekkür ederek sözlerine başlayan Prof. Dr. Mehmet Necmettin Bardakçı; “Ahmed Yesevi’nin anlaşılmaya çalışıldığı bu sempozyumda listede 75 bildiri görülüyor. 70 civarında bildiri sunuldu. Bu tebliğlerin bir kısmı İslami Türk Edebiyatı çerçevesinde, bir kısmı tasavvuf bağlamında, bir kısmı da tarihi çerçevede değerlendirildi ve sizlerin istifadesine sunuldu. Hoca Ahmed Yesevi 12. Yüzyılın bir sufîsiydi. Yakın çağ demek ki hala güncelliğini koruyor ve 21. Yüzyılda mesajı bugüne ulaşmış görünüyor. Günümüzde en büyük çektiğimiz sıkıntılardan birisi rol model eksikliğidir. Bu bağlamda Hoca Ahmed Yesevi’nin fedakârlık, tevafuk, iffet, ahlak, aşk merkezli tasavvuf anlayışı ve bunun hayati geçmişi günümüz açısından günümüz açısından örnek alınabilir. Hoca Ahmed Yesevi’nin düşüncesinin 21. Yüzyılda yaşatmak pek ala mümkündür. O bakımdan Hoca Ahmed Yesevi’nin düşünce dünyasına girmiş insanlar aktarabilme manasında bu sempozyumun gerçekleşmesinde büyük bir görev icra ettiğimi düşünüyorum.” dedi.

Sempozyumun tertiplenmesine vesile olanlara teşekkür eden Prof. Dr. Ahmet Yıldırım konuşmalarında; “Tebliğlerin seçiminde genel olarak başarılı olunduğu görülüyor. Bunun yanında ufuk açıcı, istifade ettiğimiz tebliğler oldu. Bunların hepsinin bir birikim olduğunu ve birikimden faydalanılmak gerekildiğini düşünüyorum. Bu noktada da Rektörümüzden bu birikim yansımasının noktasında gayretler bekliyoruz. Birikimlerin lafta kalmayıp hayata yansıması lazım, eğitime yansıması lazım, vaizlerin üslubuna yansıması lazımdır. Bu noktada aslında neler yapılabilir düşünmek lazımdır. Hoca Ahmed Yesevi bize nasıl bir ışık tutabilir bunların üzerinde durmak lazım. Elde edilen birikimin bugün bir günlüğüne de olsa bir yere yansıması lazım. Bizler bu şekilde içinde bulunduğumuz sıkıntılardan kurtulalım ve bu konu uygunluğa ulaşsın. Diğer bir husus disiplinler ile ilgili çalışmalar eksik olduğunu görebiliyoruz. Eski çalışmalarda daha genel çalışmaların olduğunu şimdi baktığımızda ise daha özellikli çalışmalar, daha özel, daha kapsayıcı çalışmalar var. Diğer disiplinler ile ilgili karşılıklı çalışmalarda yaptırıldığı zaman Yesevilik anlayışının anlaşılması noktasında dikkatli olacağını düşünüyorum. Bundan sonra yapılacak olan çalışmalar üzerine ne gibi problemlerin olduğu ve ne gibi adımlar atılması gerektiği konusunda çalışmalarda bekliyoruz.” dedi.

Sempozyumu teşrif eden misafirlere teşekkürlerini ileten Prof. Dr. Bekir Şişman konuşmalarında; “Türk Dünyasının ortak değeri ve Türk İslam Tasavvurunun önder şahsiyeti Hoca Ahmed Yesevi Hazretlerinin Türk Dünyası Kültür Başkenti olan Kastamonu’da anılması çok önemli bir etkinliktir. Türk Dünyası gönül birlikteliğine katkı sunacak olan bu birlikteliği düzenleyen bu etkinliğin düzenlenmesinde emeği geçen başta Sayın Rektörümüz, Sayın Dekanımız, düzenleme kurulu, konferanslarda koşuşturan ve çalışan değerli genç kardeşlerimi öncelikle kutlamak istiyorum.

Değerli arkadaşlar farzı mahal olarak diyorum; Farabi olmasaydı Ahmed Yesevi olmazdı. Ahmed Yesevi olmasa Süleyman Hakim Ata olmazdı. Süleyman Hakim Ata olmasa Hacı Bektaşi Veli’ler, Hacı Bayram Veli’ler, Şeyh Şa’ban-ı Veli olmazdı. Onlar olmasa Murat Hüdavendigar’lar, Fatihler, Yavuzlar, Kanuniler olmazdı. Bir taraftan Orta Asya’nın manevi şahsiyeti, önderinin Anadolu’nun manevi tavazzuh etmiş şehrinde anıyor olmaktan ayrıca mutlu oluyoruz. Güney Kazakistan’ın başkenti Çimkent’ten Türkistan’a taşınıyor. Eğer Türkistan ile kardeş bir şehir Türkiye’de yoksa bunu en iyi şekilde hak eden şehirlerden birinin Kastamonu olacağını düşünüyorum. İki kadim şehir kardeş şehir olabilir diye düşünüyorum.” dedi.

Sempozyumun tertiplenmesinde emeği geçenlere ve sempozyumu iştirak eden öğrencilere teşekkürlerine ileterek konuşmasına başlayan Prof. Dr. Fethi Kerim Kazanç; “Ahmed Yesevi Hikmet kavramı üzerinden Divan-ı Hikmet’i oluşturmuştur ama şunu belirtmemiz lazım; sayın hocalarımız o havzadan üç önemli isim zikretti İmam Maturidi, Farabi ve Ahmed Yesevi. Divan-ı Hikmet’te Ahmed Yesevi hikmet kavramı buna büyük bir açılım getirmiştir. Özellikle dini ve ahlaki kavramları iç içe sokmak sureti ile orada derin bir derinlik meydana getiriyor. Bunu özellikle insan, topluluk, evren ve Allah kavramları üzerinden derinlik meydana getiriyor. Hikmet dediğimiz kavram İmam Maturidi de bir şeyi yerli yerine koymak anlamlarına geliyor. Ahmed Yesevi için hikmet deryasından inciler almak, sırların sırrına erişmek gibi anlamlara geliyor bu konuda aşkla bakmak ona yardımcı oluyor. İslam düşüncesi dediğimiz zaman özellikle dört konuyu fikir konusunu, tasavvuf, Kena ve İslam felsefesini dile getirmek gerekiyor. Hoca Ahmed Yesevi’nin Divan-ı Hikmet’inde aslında bu konular bütünleşmiş bir şekilde teyemmüm edildiğini görüyoruz. Bütün bunlarda fıkıhtan istifade ettiğini belirtiyor. Yesevi geleneğinin kökünün Hanefi Maturidi geleneğine de dayandırmak lazımdır. Burada örnek gösterilecek olan husus ‘Bu insanı nasıl mükemmel hale getirebiliriz?’ düşüncesidir. Bir de ‘Topluluk felsefesi olarak neler yapabiliriz?’ bu konuda da Ahmed Yesevi’nin çok büyük bir iş başardığını görebiliyoruz. Bu hikmetlerde geçen özgür veciz sözlerle bu hikmetleri ortaya koymuştur. Her bir hikmetinde bir konuya açıklık getirmeye çalışmıştır. Amacı yeni Müslüman olmuş Türkleri İslam adına geliştirmek ve onların toplumsal anlamda bilimsel anlamda belirli bir kıvama getirmektir. İnsanın kendini düzeltmesi için ne kadar kanun varsa bütün bunları Divan-ı Hikmet’inde ele alıyor. Maksadı insanı yukarıya eriştirmek, topluluğu mükemmelleştirmek ve bu kişiyi ona getirmek aşk ile eğitmeyi amaçlıyor. Bütün insanları günahlarından kurtulmuş cennete eren, temiz bir şekilde gidebilecek bir toplum, bir ferdi düşünce meydana getirmek istiyor. Ona yardımcı olan şey dini ve ahlaki kavramlara iç içe sokmak sureti ile bunu başardığını görüyoruz. Ahmed Yesevi’nin Türk düşünce tarihinde yeri var fikirleri sadece Orta Asya’da kalmamış Anadolu’nun da İslamlaşmasını, Türk diyarı olması da ve orada ki ahlaki gelişmenin yaşanması noktasında büyük bir katkısı, büyük bir rolünün olduğunu görüyoruz. İşte Yunus Emre, Mevlana, Bektaşi Veli’de Ahmed Yesevi’nin hikmetlerinin büyük bir etki bıraktığını görüyoruz.

Bir başka husus fikirlerin pratiğe aktarılması hususudur. İnsan bunları bilebilir fakat anlama konusunda ve özellikle bireysel ve toplumsal bağda kavramlar olarak yardımcı oluyor. Sohbet, ülfet, şefkat, merhamet, yardımlaşma, sadakat, riyadan sakınmayı sadece inzivaya çekilerek değil toplumla iç içe olarak yaşama aktarılmasında yardımcı olmak istiyor. Bir başka hususta din anlayışının hem yaşayıp hem de araştırılmasında önemli bir katkısının olduğunu görüyoruz. Çünkü burada tefekkür, hoşgörü, müsamahaya dayalı bir uygulama ve din algısının geliştirilmesinde de büyük bir katkısı olduğunu görüyoruz. Din anlayışında tekfir, aşağılama, hor görme bu tür şeylerden kaçınıyor. Bu konuda İmam Hanefi’nin önemli bir çizgisi var. İnsanların manevi hastalıktan nasıl kurtulacağı konusunda bize reçeteler sunuluyor. İnsanın din amaçlı geliştirmesi noktasında özellikle Kur’an-ı Kerim ve hadis ekserinde geliştirilen sağlam din anlayışının gelişmesine yardımcı oluyor. Türklerin İslamiyet’i geliştirmesi noktasında çok önemli bir noktadır. Ahmed Yesevi’nin Divan-ı Hikmet’inde ki veciz sözleri anlayacağız ve kavrayacağız. Buradan günümüze ne getirebiliriz konusuna da dikkat etmemiz gerekiyor. En zeki şekilde Divan-ı Hikmet’te değerler sistemini görürsünüz. Divan-ı Hikmet’i çok zengin bir dille övmesini, onla kavramlar arasında ki bu ilişkiyi temele getirmesinde de o hadislere ve Kur’an’a dayalı olarak açıklamış olmasından bunu anlayabiliriz. Ahmed Yesevi’nin fikirlerinden istifade edilmesi de önemlidir. Geleceğe nasıl taşıyabiliriz, fikirlerini nasıl uygulayabiliriz bunları düşünmemiz gerekiyor. Bu zengin anlatımıyla, toplumun hastalıklı yönlerine dikkat çekmesiyle ve bunları iyileştirme noktasında hem ulusal ölçekte hem de uluslararası ölçekte Hikmet’in bize öğreteceği çok şey vardır.” dedi.

Erzurum’un önemli şahsiyetlerinden Naim Hoca’dan bahsederek sözlerine başlayan Prof. Dr. Hacı Ömer Özden ; “Bana göre Naim Hoca, Ahmed Yesevi’nin son kuşak hoşgörü timsallerinden birisidir. Onu araştırmak ve onu yakından tanıyan birisi olarak araştırdım hakkında iki de kitap yazdım. Bunu aklıma getiren Sayın Rektörümüz oldu. Naim Hoca işte bize Yesevi’yi hakikaten tanıtan bir hoşgörü müessiriydi. Bütün Türkiye’de tanınan biri olmuştu. Kendisini rahmetle anıyorum. Bizim en çok ihtiyacımız olan şeyinde bunun olduğunu düşünüyorum. Bildirimde Ahmed Yesevi ile Yahya Kemal arasında bir bağ kurmaya çalıştım. Metin hocamız disiplinler arası çalışmanın önemine değindi ve ben de bu konuda sayısız konferanslar verdim. Türkiye’de hakikaten bilimsel ve teknik anlamda kurtaracak ana çalışma alanı bu olmalıdır. Sosyal bilimlerin kenara itilmediği bir üniversite anlayışına ihtiyacımız olduğunu da bir kere de ben tekrar etmiş olayım. Biz Yesevi’nin dünya görüşünü bütün dünyaya yaymamız lazım. Birbirimize tahammül edebilecek bir felsefi anlayış geliştirmemiz lazım. Bir birimizi itham etmek yerine birbirimizi sevmek, saymak daha hoş görünür. Bu güzide bilgi şöleninin tertip eden başta Sayın Rektör, Sayın Dekanına ve akademisyenleri ile öğrencilerine, belediye başkanlığına teşekkürü bir borç bilirim. ” dedi.

Değerlendirme oturumunun kapanış konuşmasını yapan Rektörümüz Prof. Dr. Seyit Aydın; “Bizde çok teşekkür ediyoruz. Sevgili gençler istikbalimiz, geleceğimiz sizsiniz o yüzden size çok iş düşüyor. Burada olmanızda bu manada nasıl düşündüğünüzü ve nasıl hareket etmeniz gerektiğini bildiğinizi bize gösteriyor.

Konuşmalarda Hanefi Maturidi bizim kendi dini hayatımızı, İslami hayatımızı teşkil ettiği için onlardan bahsedildi. Tabi üç mezhebimizde Şafi, Maliki, Hanbeli’de bizim için haktır. Eş ‘Ari’de yine itikatta mezhebimizdir. Önemli olan ehlisünnettir. Tarikatta da esas oydu. Tarikatta ehlisünnetten ve tarikattan şaşmamalıyız. Şeriat getirilme konusunda da bir kere şunu belirtmeliyiz; şeriat getirilmez şeriat yaşanır. Dolayısı ile Allah’ın emrettiği gibi yaşar ve yaşatarak selef etmeye çalışmalıyız. Bunu yapmakta siz gençlerimize düşüyor.

Orta Asya Türk Cumhuriyetlerine çok atıf yapıldı. Oralarda özellikle Doğu Türkistan’da bugün değil dün değil 200 senelik zulüm, esaret var. İnsanlarımız ayakta kalma sebebi aileyi kurmaları, aileden taviz vermemeleridir. Çin, Doğu Türkistan’da bunu kırmaya çalışıyor. İkinci hususta geleneklerini iyi korumalarıdır. Bir de Ahmed Yesevi, Aslan Baba bunları hiç unutmamışlar. Menkıbelerle de orada olsa onlarla yaşamaya çalışmışlar. Bu şekilde ayakta kalmışlar ve nasıl ayakta kalındığını bize gösteriyorlar. Bu manada daha güzel çalışmaları beraber yaparız. Yeni nesillerimizde yapar. 1990’lı yıllarda bizim hatalarımızdan kaynaklı bir 30-40 sene bazı şeylerde gecikmeler var. Oraları kesinlikle suçlayamayız. 90’lı yıllarda biraz daha aktif olsaydık şimdi her şey daha farklı olabilirdi. O zaman bazı şeylerin unutturulmaya çalışması işte şimdi bazı şeylerin geç olmasına sebebiyet verdi.

İslam âleminde bazı şeyler bırakılmaya çalışılıyor. Bunlar hoşgörü, müsamaha, sevmek, sevilmek hususunda çok iyi şeyler söylediler. Sağ olsunlar. İnşallah biz üstümüze düşeni yapmaya çalışıyoruz. Bütün Müslümanlar yaparsa, yapmaya çalışırsa çok daha iyi olacaktır. Tefrikayı ortadan kaldırmak lazımdır. Tefrikada anca Resulullah’ın yolundan gitmekle ortadan kalkar. Tasavvufunda zaten iki kelime ile tarifi vardır. Seyr-u Sülûke kavuşmaktır. Yaptığımız her işin ibadet kastıyla yaparsak zannediyorum daha iyi olacaktır. İbadetten kastımız evde, dışarıda veya herhangi bir yerde tertemiz ibadet kastı ile devam edersek çok daha iyi mesafeler alırız. İnşallah geleceğimiz hep beraber daha aydınlık olur. Şu anda 380-400 Milyon arasında Türk var, 1 Milyar 800 Bin Müslüman var. Tabi bunlar resmi rakamlar değildir. Rahmetli Hasan Celal Güzel Türk Nüfusunu saymıştı. O saydığında 302 Milyon civarında saymıştı. Kendilerine rahmet diliyoruz. 1 Milyar 800 Bin Müslümanın mesuliyeti bizim üzerimizdedir. Gittiğiniz her yerde ümit olarak bizi görüyor, Türkiye’yi görüyor. Filipinler, Endonezya, Pakistan’a Afganistan’a Afrikaya’da gitseniz aynı şeyi görüyorsunuz. İnşallah 90’lı yıllarda Türk Dünyasında yaptığımız o hataları bugün İslam âleminin bizi ümit olarak gördüğümüz zamanda yapmayız. O manada hatamızı telafi ederiz. O manada Türkiye’nin mesuliyeti çok büyüktür. Türk vatandaşı olarak mesuliyetimiz büyüktür. Tekrardan gençlerimizde dahil elleri öpülesi insanlarsınız. İki gün boyunca burada çok güzel şeyler yaptınız. Netice de inşallah beyannamemizde de atfedecek fikirler ile gerekli yerlere taşıyarak daha iyi neticeler alınacağını ümit ediyorum. Hepinize inşallah Allah’ın güzel, neşeli İslam âleminin de de istiklal ve istikbal diliyoruz.” dedi.

6. Uluslararası Şeyh Şa’ban-ı Veli Sempozyumu’nun değerlendirme oturumu soru-cevap bölümünün ardından veda konuşmaları ve fotoğraf çekimi ile son buldu.

Son Haberler